Batınilik

Bâtıni kelimesi Arapça kökenlidir, Bâtın’dan türetilmiştir. Bâtın; gizli olan, bir şeyin gerçeği, iç yüzü anlamına gelir.

İslam coğrafyasında Muhammed peygamberin ölümünden sonra Hz. Ali’ye halifelik hakkının verilmemesi nedeniyle Hz. Ali yandaşları çeşitli zulüm ve haksızlıklara maruz kalmışlardır. Bu durum onların siyasi olarak ayrı bir yerde durmalarına neden olmuştur. Bu gruplara Ali’nin Şiası (takipçileri) denilmiştir. Şia akımlar zamanla kendi İslam yorumlarını geliştirmeye başlamışlardır.

Bâtınilik ise şia akımların felsefe ve akılla ilgilenen kolu oluşturmuş, Hallac-ı Mansur’un “en-el hak” sözü üzerinden gelişmiş, ana hatları İsmaililer / Hasan Sabbah tarafından belirlenmiş Alamut Kalesi‘nden Ortadoğu ve Anadolu’ya yayılmıştır.

“Varlık/varoluş/ontoloji” ana konularını oluşturacak biçimde İslam Bâtıni olarak yeniden yorumlanmış ve Kur’an’ın zahiri (görünen, biçimsel) anlamları dışında, içsel, gönül yoluyla anlaşılabilecek başka anlamları olduğu düşünülerek Batıni olarak tekrar tekrar yorumlanmıştır.

Bâtıniliğin şekil, biçim değil öz arayışı, geleneksel ve egemen olan Ortodoks İslam’la çatışmalı hali çok kolay bir şekilde ezilen toplumlarla iletişim kurmasını sağlamıştır. Anadolu’da Türkmen topluluklar içerisinde kendine yer bulmuş, ibadete sınırlamalar getirmemesi nedeni ile dans ve çalgılarla yapılan özgün ibadet biçimlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Bâtıniler kâinatın tek bir özden gelip, sonsuza kadar gideceğini, varlığın özünün “bir” olduğunu iddia etmiş ve buradan “vahdet-i vücud” felsefesi gelişmiştir. Bâtıniler sıklıkla radikal hareketlerde bulunmuş Alamut Kalesi’nde II. Hasan zamanında “Büyük Kıyamet” manifestosu ile Şeriat’ın tüm kurallarını lağvettiklerini, artık şeklen yapılan tüm ibadetlere gerek kalmadığını, günah sayılan içkinin serbest bırakıldığını ve tüm Bâtınilerin ibadetlerinin vicdanlarında saklı olduğunu dünyaya duyurmuşlardır.

Bazı Bâtıniler tüm bunların dışında Allah’ın sıfatlarının imamlarda ve erenlerde ortaya çıktığını söylemiş ve ilk imam Hz. Ali’nin zatında Allah’ın tüm sıfatlarının bulunduğuna inanmışlardır. Bu Ali-Allahlaştırma ve şeriatın lağvedilmesi meseleleri Ortodoks İslam’la yolların tamamen ayrılmasını sağlamıştır. Bu yüzden Ortodoks İslam’ın şeyhleri Bâtınileri ve Bâtıni akımları “sapıklık”la suçlamışlardır. Yazdıkları idam fetvalarında “malı haram, kanı helaldir” demekten çekinmemişlerdir.

Gerçekten de Bâtınilik yarattığı felsefe ile bambaşka bir İslam yaratmıştır, mevcut İslam’ın sınırları içerisine sığmasına imkân yoktur. Bâtıniler dünden, bugüne fikirlerinin bedelini canlarıyla ödemiş ve tarihe büyük bir miras bırakmışlardır. Bâtıni fikirler İran’da ve Anadolu’da Kalenderilik, Haydarilik, Melamilik, Hurufiklik, Safevilik, Bektaşilik gibi derviş hareketlerini etkilemiş bugün hala Nusayrilik, Anadolu Aleviliği, İran Ehl-i Hak Aleviliği gibi yaşayan inançlar üzerinde derin etkileri bulunan bir düşünce akımıdır.

Yusuf Ziya Bahadınlı tarafından 13 büyük batıni düşünür olarak aşağıdaki isimler listelenmiş, bu listeye Yunus Emre, Kul Nesimi, Şah İsmail Hatayi, Kaygusuz Abdal, Ömer Hayyam, Edip Harabi gibi daha birçok isim eklenebilir.

    1. Mazdak, Sasanîler döneminde,
    2. Ebû Müslim, Emevîler döneminde
    3. Babek, Emevîler döneminde,
    4. Karmat, Abbasîler döneminde,
    5. Hallac’ı Mansur, İran Selçukluları döneminde,
    6. Hasan Sabah, İran Selçukluları döneminde,
    7. Baba İlyas, Anadolu Selçukluları döneminde,
    8. Baba İshâk, Anadolu Selçukluları döneminde,
    9. Fazlullah Hurûfî, Anadolu Selçukluları döneminde,
    10. Şeyh Bedreddin, Osmanlı döneminde,
    11. Seyyid Nesimî, Osmanlı döneminde,
    12. Pir Sultan, Osmanlı döneminde,
    13. Hacı Bektaş Veli, Osmanlı döneminde.

Bu 13 önderden Hasan Sabah ve Hacı Bektaş Veli dışındakiler öldürülmüştür.

Görsel: İsmaili hat örneği, Allah’ın aslanı Ali – Aga Khan Museum

Önceki Yazı
Miraç ve Kırklar Cemi
Sonraki Yazı
Ütopik Bir Kent: Rıza Şehri
15 49.0138 8.38624 1 0 4000 1 https://yoldefteri.net 300 0