Hallac-ı Mansur

Hallac-ı Mansur İran Horasan’ın yakınlarında Bayza’da doğan büyük tasavvuf düşünürüdür. Bâtıni ve Vahdet-i Vücutçu fikirlerin babası sayabileceğimiz Mansur “en-el hak” “ben allah’ım” dediği gerekçesiyle 912 yılında önce bilekleri kesilerek, daha sonra asılarak ve sonra da yakılarak kül haline getirildi.

Hallac-ı Mansur İslam dışında Zerdüştlük, Budizm, Hinduizm gibi inançları yakından incelemiş, dini ortamlarında onlarla birlikte yaşamış ve tüm inançlara saygı duymuştur. Yaptığı yolculuklarda kendi fikirleri doğrultusunda İslam’ı yaymış Hindistan’da bugün bile var olan “Mansuri”ler Hallac-ı Mansur etkisi ile İslamı seçen insanlardır. Hallac-ı Mansur diğer dinlere yaklaşımını şöyle ifade eder;

“Ben dinlerin ne olduğu konusunda çok düşündüm. Neticede gördüm ki, dinler, bir kökün çeşitli dallarıdır. Bir insandan, onu alışkanlıklarından alıkoyan ve bağlarından koparan bir din seçmesini talep etme. O zaten varlığın sebebini ve yüce gayelerin manasını kendisinin en iyi anladığı şekilde arayacaktır.”

Hallac-ı Mansur yaptığı seyahatlerle insanları tanımış ve ayrım yapmaksızın onlara saygı, sevgi duymayı öğrenmiştir. Kendisinden yıllar sonra gelecek olan Hacı Bektaş-i Veli “yetmiş iki millete bir gözle bakınız” diyerek bu hoş görüyü inancın merkezine taşımıştır.

“Hallacı Mansur Semerkant’ta kaldığı sırada burada Türkler ile tanışma fırsatı buldu ve onların inancı olan “Manie Tu” inancını öğrendi. Bu inanca göre iki tane tanrı vardı bunlar iyilik ve kötülük tanrısı idi. Oysa Mansur’a göre tanrı kötü olamazdı. İnsanın kendi içine yapacağı yolculuk iyiliğe yapacağı yolculuk sayılırdı. Ve daha sonraları Bağdat’ta döndüğünde de bu insanlar ile yazışmaya devam etti. Zaten Türklerin o zaman kullandığı dili ve alfabeyi öğrenmiş onlar ile o dilde yazışmıştı ki kendisine mahkemede bu yüzden “sen bizim bilmediğimiz bir dilde mektuplar yazıyorsun, şeytanlarla yazışıyorsun diye cahilce suçlanmıştır. Buradaki Türklere gönderilen bu mektuplar Türklerin müslümanlaşmasında ve daha sonra Horasan Erenlerinin Anadolu’ya gelmesi ile Hallac-ı Mansur’un “en el hak” deyişinin Anadolu’da Seyyid Nesimi tarafından de dile getirilmesi ve hatta Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli ve Mevlana gibi tasavvuf büyüklerinin Mansur ile benzeri öğretileri söylemiş olmaları da bu yüzden tesadüf değildir.” **

Hallac-ı Mansur geniş coğrafyalarla, halklarla iletişim kurmuş ve her yerde farklı isimlerle tanınmıştır, örneğin; Hindliler, ona; Ebû Mugis, diye mektup yazarlardı. Çinliler Ebû Muîn, Türkler; Ebû Mihr, Farslılar; Ebû Abdullah Zâhid, Huzistanlılar; Hallâc-ı Esrâr diye hitab ediyorlardı.

Hallac-ı Mansur bugün halen saygıyla anılan ve öğretisi yaşatılan bir pir iken onu kesen, asan, yakan katledenlerin isimleri bile anılmıyor. Şüphesiz bunu söylemeye gerek yok ama en-el hak “ben allah’ım” demek “kâinatı her şeyi ben yarattım” demek değildir. “Ben de her şey gibi O’nun bir parçasıyım” demektir.

devamı eklenecek…

Önceki Yazı
Yeniçeri Ocağı’nın Kapatılması ve Bektaşilerin Katledilmesi
15 49.0138 8.38624 1 0 4000 1 https://yoldefteri.net 300 0