Miraç ve Kırklar Cemi
Bir gün Cebrail, Hz. Muhammed’e Hakk’ın davetini bildirir ve O’na Miraç yolculuğunda rehberlik eder. Sema’da, yolculuk sırasında, önlerine bir aslan çıkar ve kükremeye başlar, Muhammed ne yapacağını şaşırmış durumdadır. O anda bir ses;
“-Ey Muhammed, yüzüğünü aslanın ağzına ver!” der. Muhammed söyleneni yapar; yüzüğünü aslanın ağzına verir. Aslan yüzüğü alınca sakinleşir.
Muhammed yoluna devam eder, göğün en yüksek katına ulaşır. Sonunda Hak tecelli eder ve Hakk’ın yüzünü görür; dost dostla kavuşur. Dost dostla sessiz ve sözsüz olarak doksan bin sır söyleşir. Bunlardan otuz bini şeriat olur, insanlara iner; kalan altmış bini ise Ali’de sır olur.
Miraç’ta Muhammed’e bal, süt ve elmadan oluşan bir yemek gelir. Bunlar özellikle seçilmiş yiyeceklerdir. İnsan için sütün ve balın yüz kararı vardır; buna elma da eklenince yararı bin bir olur. Balın peteği insanın mayası, sütün sağıldığı meme insanın ana rahmi, elmanın kabuğu ise insanın derisi kabul edilir. Tanrı süte sevgiyi, bala aşkı, elmaya ise dostluğu bağışladı, üçünü de cennet ürünü olarak insanlara yolladı.
Muhammed, Miraç’tan dönerken gökte bir kubbe ilgisini çeker, yürüyüp kapısına varır, kapıyı çalar. İçerden bir ses;
“-Kimsin, niçin geldin?” diye sorar. Hz. Muhammed;
“-Ben peygamberim, açın içeri gireyim, erenlerin güzel yüzünü göreyim” karşılığını verir. Bu kez içeriden;
“-Bizim aramıza peygamber sığmaz, var peygamberliğini ümmetine yap” yanıtı gelir. Bunun üzerine Muhammed kapıdan ayrılır. Tam gideceği sırada Tanrı dile gelir;
“-Ey Muhammed o kapıya var!” diye buyurur. Muhammed, Tanrı’nın buyruğu üzerine yeniden o kapıya varır; kapıyı çalar. İçeriden;
“-Kim o?” diye bir ses duyulur. Muhammed;
“-Ben peygamberim, açın içeri gireyim, mübarek yüzlerinizi göreyim” der. Bu kez içerideki ses;
“-Bizim aramıza peygamber sığmaz. Ayrıca bizim peygambere de gereksinimimiz yok.” Karşılığını verir. Tanrı elçisi umarsız geri döner; makamına varıp sakinleşmeyi diler. Uzaklaşırken Tanrı yeniden dile gelir;
“-Ey Muhammed geri dön, nereye gidiyorsun? Var o kapıyı arala, o meclise dahil ol!” buyurur. Muhammed, Tanrının buyruğuna uyar. Yine o kapıya varır; kapının halkasına el vurur. İçeriden;
“-Kimsin?” diye ses geldiğinde;
“-Yoktan var olmuş bir yoksul oğluyum, sizi görmeye geldim, girmeme izin var mı?” diye sorar. O anda kapı açılır;
“-Merhaba! Hoş geldin, kadem getirdin. Gelişin kutlu olsun!” diyerek kendisini karşılarlar.
“-Kutsal kapı, hayırlar kapısı açıldı. Esirgeyen ve bağışlayan Tanrı’nın adıyla” deyip önce sağ ayağını basarak içeri girer.
İçeride otuz dokuz can oturmaktadır; yirmi ikisi erkek, on yedisi kadındır. Muhammed’in içeri girdiğini görünce hepsi kıyama dururlar; O’na yer gösterirler. Muhammed geçip Ali’nin yanına oturur ama O’nun Hz. Ali olduğunu anlayamaz.
Derken;
“-Bunlar kimler? Büyükleri hangisi, küçükleri hangisi?” diye düşünmeye başlar. Sonunda dayanamaz ve;
“-Sizler kimlersiniz? Size kim derler?” diye bir soru yöneltir.
“-Bizler Kırklar’ız” karşılığını verirler. Muhammed;
“-Peki sizin ulunuz kim, küçüğünüz kim? Ben anlayabilmiş değilim?” deyince;
“-Bizim ulumuz da uludur, küçüğümüz de uludur. Bizim kırkımız bir, birimiz kırktır.” yanıtını verirler. Muhammed’in;
“-Ama biriniz eksik, o birinize ne oldu?” sorusuna içeridekiler;
“-O birimiz Selman’dır, taşraya, parsaya çıktı. Hem niçin soruyorsun? Selam’da buradadır. O’nu aramızda say” derler.
Hz. Muhammed, Kırklar’dan bunu kanıtlamalarını ister. O an Hz. Ali mübarek kolunu uzatır. Kırklar’dan biri destur çekip Hz. Ali’nin koluna bıçakla bir kesik atar; kolu, kan revan içinde kalır. Bu sırada diğer otuz dokuz canın kolundan da kan akmaya başlar. Bir damla kan da pencereden gelip meydana dökülür. Bu kan taşrada, parsada bulunan Selman’ın kolunun kanıdır.
Sonra Kırklar’dan biri Hz. Ali’nin kolunu bağlar, kanı diner. O an tüm diğer canların da kanı durur. Bu sırada devşirmeden dönen Selman, getirdiği bir üzüm tanesini Hz Muhammed’in önüne koyar ve;
“-Ey yoksullar hizmetkarı, bir hizmet et de bu üzüm tanesini paylaştır!” der. Muhammed kendi kendine;
“-Bunlar kırk kişi, üzüm ise bir tane. Bu bir tane üzümü kırk kişiye nasıl bölüştüreyim?” diyerek kararsızlığa düşer. Bunu gören Tanrı Cebrail’e;
“-Sevgili Muhammed zorda kaldı. Tez yetiş, cennetten bir nur tabak al ilet. O üzüm tanesini bu tabağın içinde ezip şerbet etsin, Kırklar’a paylaştırıp içirsin” buyurur. Cebrail, cennetten bir nur tabak alır, Tanrı elçisinin huzuruna gelir; Tanrı’nın selamını arz edip o tabağı Muhammed’in önüne koyar.
“-Şerbet eyle ya Muhammed!” der.
Kırklar, üzüm tanesini ne yapacak, nasıl paylaştıracak diye seyrederken birden Hz. Muhammed’in önünde nurdan bir tabak belirdiğini görürler. Tabak güneş gibi balkır. Muhammed tabağın içine su koyar sonra mübarek parmağı ile o üzüm tanesini ezip şerbet eder; Kırklar’a sunar. Kırklar şerbetten içer, tümü mest olur. Ayağa kalkar “Ya Allah” diyerek dest verirler. Üryan büryan semaha dururlar. Muhammed’de bunlarla birlikte semaha girer. Semah sırasında Hz. Muhammed’in başından mübarek imamesi düşer. Kırklar imameyi alıp kırk parça ederler. Her bir parçayı biri alarak bağlayıp tennure yaparlar.
Semah sona erdikten sonra Muhammed bunlara pirlerini ve rehberlerini sorar. Kırklar;
“-Pirimiz Şah-ı Merdan Ali’dir ve rehberimiz Cebrail Aleyhisselam’dır.” derler.
Bu yanıt üzerine Muhammed, Hz. Ali’nin Kırklar Meclisi’nde olduğunu anlar. Ali, Muhammed’e doğru yürür; Ali’nin yaklaştığını gören Muhammed, tecella ve temenna ile O’na yer gösterir. Kırklar’da Hz. Muhammed’e katılır, saygıyla eğilip O’na yol açarlar. Bu sırada Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin parmağında, Miraç’a giderken aslanın ağzına verdiği yüzüğünü görür.
Kaynak: İmam Cafer Buyruğu
Görsel: Hz. Muhammed’in Miraç’a çıkışını anlatan minyatür.